Yükleniyor
Yükleniyor
Herhangi birine “Nasıl gidiyor?” diye sorsak, çoğu zaman “Nasıl olsun, aynı...” cevabıyla karşılaşırız. Bunun altında bir sıradanlık, bir bezmişlik ve birikmiş şikayetler serisi vardır. Oysa huzur dediğimiz kavram, çoğu zaman her gün tekrar eden küçük istikrar anlarında saklıdır. Aslında rutin, fark edilmediğinde sıradan sanılan; kaybedildiğinde ise nimet olduğunu anladığımız bir düzendir.
Sıradan sandığımız birçok şey, aslında büyük birer nimettir. Uyuyabilmenin değerini, tek bir gün uykusuz kalınca anlar insan. Temiz kıyafetler giyebilmek, duş alabilmek, yemek yiyebilmek, işe gidebilmek, bir masa etrafında ailesiyle oturabilmek, ağrısız bir gün geçirmek, özgürce nefes alabilmek… Bunların çoğu, ancak elden gidince idrak edilen gerçek nimetlerdir.
Oysa bir kısım insanın sıradan gördüğü bu rutinler, dünyada milyonlarca insanın hayalini kurduğu, dualarıyla desteklediği şeylerdir. İnsan çoğu zaman “nasıl olsun, aynı” diyerek şikayet ettiği düzenin kıymetini, araya bir hastane, bir mezarlık ya da bir mahkeme salonu girdiğinde anlayacağını düşünüyorum. O zaman fark eder, sıradan sandığı şeylerin aslında ne kadar büyük birer nimet olduğunu.
“Yine mi makarna...” demek kolaydır; ta ki yemek kokmayan bir eve girene kadar. Arkadaşların dertlerini dinlemek yorucu gelir; ta ki arayacak kimsen kalmayana kadar. Bulaşık yıkamak eziyet olur; ta ki sofrayı tek başına kurana kadar. Sabah işe gitmek zor gelir; ta ki aylarca uyanacak bir işin kalmayana kadar. Evin dağınıklığı rahatsız eder; ta ki sessizlik o evi tamamen doldurana kadar. Ambulans sesi rahatsız eder; ta ki bir gün senin kapına gelene kadar…
Hayatın en büyük nimetleri çoğu zaman en alışılmış olanlardır. Bu yüzden şikayet ettiğimiz sıradan günlere başka bir gözle bakmak gerekir. Belirsizliklerin arttığı bu çağda, rutin aslında insanın en büyük güven alanıdır.
Salgın zamanı, deprem zamanı tüm düzenin altüst olduğu zamanlarda unutmayalım ki en büyük temennimiz sadece “normal bir gün” yaşamaktı. Allah, o sıradanlığı bozarak bizi imtihan ederse halimiz ne olur? Bunu defalarca yaşayarak gördük. Hayatın yükünü taşıyan şeylerin çoğunun aslında küçük alışkanlıklarımız olduğunu o zaman yaşayarak daha iyi anladık.
Sabah aynı saatte uyanabilmek, eve dönebilmek, bir dostun sesini duyabilmek, aileyle aynı sofraya oturabilmek, bir bardak çayı aynı köşede içebilmek...Bunlar bazen sıkıcı görünür, hatta sıradan sanılır. Okuduğum bir kitapta altını çizdiğim bir cümle vardı:
“O an, sıradan olanın aslında ne kadar kıymetli olduğunun farkına vardı.”
Belki de hayat, peşinden koştuğumuz büyük anlamlarda değil; farkına varmayı çoğu zaman ertelediğimiz o sıradan anlarda saklıdır. Her bir anın değerini idrak edebilmek temennisiyle.
0 Yorum:
Yorum Bırakın