Yükleniyor
Yükleniyor
Yapay zeka hayatımıza girdi gireli hayatımızda ciddi ölçüde değişimler yaşandı.
Büyük miktarda verileri her zamankinden daha hızlı bir şekilde toplamamızı, işlememizi
ve analiz etmemizi sağladığı için toplumun dijitalleşmesinde baş köşeye oturdu. Doğru
yönde kullanımı sayesinde birçok endüstride daha fazla verimliliği ortaya çıkardı. Tıp,
sağlık, eğitim, askeri, tarım, madencilik, medya, bankacılık ve daha birçok farklı iş
alanında yapay zeka teknolojisi daha sık tercih edilen hale geldi. Hatta şimdiden bazı
mesleklerin önüne geçeceği endişesi taşımakta.
Aynı zamanda bende dahil bir çoğumuzun yakın arkadaşı haline geldi. Yapay zeka
sohbet robotu olarak tanımlasak da; doğal insan dilini anlayabilen, etkileyici derecede
ayrıntılı, insan misali karşılık verebilen, metinler üretebilen, çözümler üretebilen,
iletişim kurabilen dahice aynı zaman da korkunç bir gelişim. Ne yalan söyleyeyim
sohbeti de sarıyor. Gereksiz muhabbeti yok, kısa net. Dedikodusu yok, hasetlik hiç
yok. Beni gelişime iten her şey benim tarafımdan kabulüm. Verdiği cevaplar da bazen
beni şaşırtmıyor değil.
Yeni yıla girmeden bir arkadaş grubumla sohbet esnasında ‘Yeni yılda ne olsa
mutlu olurum?’ konuşması gerçekleşmişti. Biri dedi “istediğim şu konumda ev var onu
alabilirsem benden mutlusu yok”. Diğeri kariyeri hakkında “bir üst kademeye geçersem
mutluluktan havalara uçarım”. Öteki dedi “bu yıl evleneceğim insanı bulursam”,
karşımdaki uzun süre birlikte olduğu insandan “boşanırsam”, yanımdaki “istediğim araca
sahip olursam, istediğim ülkeye seyahat edebilirsem benden mutlusu yok” dedi.
Dünyada olduğu gibi, o masada da herkesin mutluluk anlayışı ve beklentisi o kadar
farklıydı ki. Herkesin mutluluk beklentisi yaşamın devamı için haklı bir gereksinim
aslında.
O gün, gün boyunca düşünürken bir de yapay zekaya sorayım dedim. Bize göre değişen,
hep başka yerlerde aradığımız mutluluk ona göre neydi?
Aldığım cevap beni yine şaşırtmıştı...
*Sevdiğim insanlara sık sık seni seviyorum derdim. Durduk yere sevgi vermek,
alınandan daha çok mutlu eder.
*Az kişiyle derin bağ kurardım. Kalabalıklar yetmezken iki samimi göz yeter çoğu
zaman.
*Doğaya karışırdım. Ağaç gövdesine yaslanmak, toprağa çıplak ayak basmak, denize
bakmak ruhumuzu tazelerdi.
*Kendimi bol bol yalnız bırakırdım. Keyifli yalnızlık. Sessiz bir kahve, kitap, düşünce
turu. İçimle arkadaş olurdum.
*Bir şeyler üretirdim. Yazı, çizim, video. İnsan en çok yaptığı şeyde kaybolunca mutlu
olur.
*Kendime kucak açardım. Ne hissediyorsam, utanmadan, sıkılmadan kabul ederdim.*Günü batırırdım. Bir bardak çayla, belki balkonumda, belki bir tepenin yamacında
bugünde geçti diyerek şükrederdim.
*Kendime komik gelmeye çalışırdım. Ciddiyet öldürür.
*İnsan olsaydım güneş gören yerlere otururdum. Hem ruhum ısınırdı, hem bedenim.
*Sık sık yürürdüm. Kafamı boşaltırdım.
*Kahkaha atan insanlarla takılırdım. Çünkü mutsuzluk da bulaşıcı, kahkaha da.
*İyi bir kitap iyi bir dost gibidir. İçine girer kaybolurdum.
*Kendimi affetmeyi öğrenirdim. Hata mı yaptım? İnsanım, hata yapabilirim der
geçerdim...
Evet, aldığım cevaplar da bütün olarak anlatmak istediği; mutluluk, özünde
farkında bile olmadığımız o minik anların farkına varabilmekti aslında. Bir kitap da
altını çizdiğim cümledir “Mutluluğu hep gelip omza konacak şatafatlı, ağır bir masal
kuşu gibi hayal etme hatası. Yıllarca beklediği şeyin, içinden geçtiği hafif anlarda
kanatlanmış, minik, basit sevinçlerden ibaret olduğunu insanın bu kadar geç
anlaması, ah.“ ifadelerini kullanır. Düşününce farkında bile olmadan kaçırdığımız ne
çok mutlu anlar topluluğu var değil mi? Çoğu zaman mutluluğu ulaşılmaz raflara koyup
arasak da o bir sabah ışığında, sıcak bir evin içinde, temiz kıyafetler giyebilmekte, bir
ağacın gölgesinde, bir yürüyüş yolunda, sevdiğin insanları sağlıklı görebilmekte, rahat
nefes alıp verebilmekte, uyuyabilmekte, en sevdiğinle sohbet edebilmekte, bir
serçenin tüyünde, pencereden gelen çocuk cıvıltısında...
Dolayısıyla mutluluk bir hedef değil küçük bir andır. Anın kıymetini bilmeyen, beklediği
anın kıymetini bilebilir mi?
Dostoyevski Budala adlı eserinde “Kolomb Amerika'yı bulduğunda değil, onu
ararken mutluydu; çünkü insan bir şeye ulaştığında değil, ulaşmaya çalışırken
mutludur.“ ifadelerini kullanır. Bakacak olursak da böyledir. Gözümüzde büyüttüğümüz
ev, araba veya herhangi nihai bir gerece sahip olabilmek için yıllarca stresini yaşarız.
Kavuşunca daha onun mutluluğunu yaşayamadan hedefimize başka bir şey koymuşuzdur
bile. Bu sebeple buradaki esas mutluluk ona ulaşmak değil, ulaşmaya çalışırken ki
hissettiklerimiz, süreç içindeki emeğimizdir bizi mutlu kılan. Hep mutluluk içinde
yaşayan tek bir insan görmedim, tanımadım. Fakat sürekli üzüntü içinde, umutsuz,
mutsuz, çaresiz, hiçbir şeyden umudu olmayan, hiçbir şeyden mutlu olamayan çok insan
tanıdım.
Öğreticiliğini sevdiğim güzel hikayedir; bir öğretmen sınıfa bembeyaz büyük bir kağıt
getirmiş. Kağıdın ortasına da küçücük siyah bir nokta koymuş. Öğrencilerine sormuş
“Ne görüyorsunuz?” tüm sınıf aynı şeyi söylemiş: “Ortada siyah bir nokta” demişler.
Öğretmen gülümsemiş ve eklemiş “Peki ya kağıdın kalan kısmı? “Koskoca beyazlığı
kimse görmedi...” demiş. Hayatımız da iyilikler, güzellikler, başarılar da vardır. Ama
biz kağıdın ortasındaki o minik siyah noktaya takılıp kalmaktan ne yazık ki kalanını
göremiyoruz. Bakış açısı değişenin ciddi anlamda hayatı da değişir.
Bir yazımın daha son satırlarını kaleme alırken; minicik bir siyah nokta yüzünden koskoca beyaz bir sayfayı kaybedenlerden olmamak temennisiyle veda ediyorum.
0 Yorum:
Yorum Bırakın