MIŞ GİBİ GÖRÜNEN MANİPÜLATÖRLER


49 Görüntüleme

Bazı insanlar hayatınıza bir kapı gibi girer. Ne zaman isterlerse o kapıyı çalar, yakınlık kurar, ilgi gösterir, özlediklerini söylerler. Siz kapıyı açtığınızda ise bir süre sonra geri çekilirler. Ararsınız, meşguldürler. Görüşmek istersiniz, mutlaka bir bahaneleri vardır. Tam siz vazgeçmeye başladığınızda ise yeniden ortaya çıkarlar.

Ve siz bir süre sonra kendinize şu soruyu sormaya başlarsınız:

“Ben bu insan için gerçekten önemli miyim, yoksa yalnızca canı istediğinde hatırladığı biri miyim?”

Bu davranış biçimini yalnızca “narsistlik” olarak açıklamak doğru değildir. Narsistik kişilik özellikleri, manipülatif davranışlar, bağlanma biçimleri, duygusal olgunlaşmamışlık ya da basitçe ilişkiye yeterince yatırım yapmama gibi farklı nedenler söz konusu olabilir. Bir kişiye uzaktan psikolojik tanı koymak mümkün değildir.

Ancak tanıdan bağımsız olarak bazı davranış örüntüleri oldukça dikkat çekicidir.

Manipülatif insanlar her zaman bağırmaz, tehdit etmez veya açıkça kötü davranmaz.

Bazen manipülasyon çok daha sessizdir.

Sizi belirsizlikte bırakmak...

Tam uzaklaşacağınız sırada yakınlaşmak...

Kendi davranışlarını sorgulamak yerine sizi suçlamak...

“Sen çok şey bekliyorsun.”

“Her şeyi büyütüyorsun.”

“Çok hassassın.”

“Beni anlamıyorsun.”

“Ben böyleyim.”

Bu cümlelerin her biri tek başına manipülasyon kanıtı değildir. Ancak sürekli olarak kişinin kendi sorumluluğunu reddetmesi ve sizin makul ihtiyaçlarınızı problem gibi göstermesi, ilişkide sağlıksız bir dinamiğin göstergesi olabilir.

Narsist mi, yoksa sadece ilgisiz mi?

Bu ayrım önemlidir.

Her bahane bulan, her mesajınıza geç cevap veren veya görüşmek istemeyen kişiye “narsist” demek doğru değildir.

Bazen cevap çok daha basittir:

O kişi sizinle sizin istediğiniz düzeyde bir ilişki kurmak istemiyordur.

Bunu kabul etmek, “Beni manipüle ediyor” düşüncesinden bile daha zor olabilir.

Çünkü “Beni manipüle ediyor” dediğimizde hâlâ bir anlam ararız.

Oysa bazen karşımızdaki insanın bize verebileceği şey gerçekten sınırlıdır.

Ve bunu değiştirmek bizim görevimiz değildir.

En büyük yanılgı: Potansiyele bağlanmak

İnsanlar çoğu zaman kişinin bugün nasıl davrandığına değil, yarın nasıl davranabileceğine bağlanırlar.

“Şu sorunları çözülünce düzelecek.”

“Biraz zaman geçsin, bana yeniden yaklaşacak.”

“İşleri düzeldiğinde daha çok görüşeceğiz.”

“Beni gerçekten tanıdığında değişecek.”

Fakat sağlıklı bir ilişkiyi yalnızca potansiyel üzerine kurmak kişiyi uzun süre bekleme döngüsüne sokabilir.

Karşımızdaki insanın olabileceği kişiyle değil, şu anda bize sunduğu ilişkiyle değerlendirme yapmak daha gerçekçidir.

Peki neye bakmalı?

Bir insanın sizi gerçekten hayatında ne kadar konumlandırdığını anlamak için büyük sözlerden çok küçük ama tekrarlanan davranışlara bakabilirsiniz.

Size yalnızca ihtiyacı olduğunda mı ulaşıyor?

Siz görüşmek istediğinizde sürekli bir engel mi çıkıyor?

Plan yapıyor ama sürekli iptal mi ediyor?

İptal ettiğinde yeni bir zaman önermiyor mu?

Sizin duygularınızı ifade etmenizi “fazla beklenti” olarak mı gösteriyor?

Siz uzaklaştığınızda yeniden yoğun ilgi göstermeye başlıyor mu?

İlişkinin kurallarını sürekli kendisi mi belirliyor?

Bu soruların cevapları tek başına bir psikolojik tanı koydurmaz. Fakat ilişkinin karşılıklı mı, yoksa tek taraflı mı olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir.

Son söz: Tutarlılık, ilginin en sessiz göstergesidir

Bir insan sizi gerçekten hayatında istiyorsa, bunun her gün büyük cümlelerle ifade edilmesi gerekmez.

Ama bir tutarlılık görürsünüz.

Arar.

Merak eder.

Zaman yaratır.

Söz verdiğinde elinden geldiğince tutar.

Görüşemediğinde alternatif bir zaman önerir.

Sizin ihtiyaçlarınızı da kendi ihtiyaçları kadar gerçek kabul eder.

Bazen hepimiz yoruluruz, uzaklaşırız, yoğunlaşırız. Sağlıklı ilişkilerde bunlar olabilir.

Fakat sürekli olarak yalnızca bir kişinin istediği zaman başlayan ve yine yalnızca onun istediği zaman sona eren bir ilişki, zamanla karşı tarafta değersizlik ve belirsizlik duygusu yaratabilir.

Bu nedenle bazen en önemli soru:

“Beni seviyor mu?” değildir.

Daha gerçekçi soru şudur:

“Bu insanın bana sunduğu ilişki, benim ihtiyaç duyduğum ilişki mi?”

Çünkü bir insanın sizi zaman zaman özlemesiyle, hayatında size düzenli ve karşılıklı bir yer açması aynı şey değildir.

Ve bazen insanı özgürleştiren şey, karşısındaki kişinin neden böyle davrandığını çözmek değil; kendi sınırlarının nerede başladığını fark etmektir.

Ayşe ALGÜN

17.09.26

 

Yazar

Ayşe Coşkun Algün

0 Yorum:

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *