Kur’an ve Estetik


91 Görüntüleme

Ahenkli bir şarkı, güzel sözcükler ve zarif dizeler… Kur’an okunurken şiir gibi (tertil ile) okunması emredilmiştir. Kur’an’ın şiir barındırdığını ama şiir olmadığını, çünkü şiirin çokça mecaz, mübalağa ve gerçek dışı anlatımlar ile bir şey anlatma sanatıdır. Kur’an hakikatin şiiri olarak ortaya çıkmıştır. Hakikat şiir gibi yazılamaz. Miras konusu, evlilik hukuku, bebeğin süt emmesi olayı şiir gibi anlatılamaz. Kur’an’a sadece şiirsel bir kitap gibi bakıldığında bu bilindikten bir kopuş olur. Çünkü Kur’an hitabettir, nesir olmaksızın salt bir gerçek ile şiir inşa edilmiştir. Net anlaşılamayabileceği düşünülen konular zayıf insan aklının da anlayabileceği şekilde net sunulmuştur. Şiirsel dilin sanatsal yapısı ile anlam yoğunlaştırılıp anlam içine anlamlar da yerleştirilmiştir.

Velid bin Muğire şiirde uzman birisi olarak Kur’an’ın şiirden farkını şu sözlerle anlatmıştır: “Her türden kaside ve recez biliyorum; cinlerin şiirlerine bile aşinayım (cinler gerçekten şiir yazar mı bilmiyorum belki de Araplar normal olmayan harika tasarımlara böyle bir isim de vermiş olabilirler.) ama Kur’an bunların hiçbirine benzemiyor.” Belki de Kur’an’ın eşsizliği bu garipliğinde yatıyordur. Hakikati şiir yapan kitabın adıdır Kur’an. Kompozisyonel yapıların müziğe olan uyumu da diyebiliriz. En üst seviyedeki netlik ve berraklık ile en estetik şekilde insanla iletişime geçer. Şiir denince akla mecaz bir anlatım kullanılması neticesinde hemen anlaşılmayan ama anlaşılır olunca keyif vermeye başlayan, o gizemin içinde ne kadar saklı kalırsa o kadar kıymetli olan abartılı cümleler gelir. Ama apaçık bir cümlenin ahenkli bir şiir olmuş olması, sonra içinden çıkamayacak kadar zor konuların o berraklık içinde anlamları olması insanoğlu için imkânsızdır. Bundan dolayıdır ki Kur’an defaatle huruf-u mukatta (kesik harfler) ile insanlığa meydan okur. “Elif-lam-mim”, “Ya-sin”, “kaf”. Bu kitabı işte bu harflerle yazdık, eğer kitap hakkında bir şüphe içerisindeyseniz buyurun bir benzerini getirin!” “Geçmişte denediler olmadı, gelecekte de yapamayacaklar. O halde taşlar ve insanların yakıtı olduğu cehennemden kendinizi koruyun...” (Bakara Suresi 24. Ayet) O'nun sözü O’na yakışır. Eserleri bir defada görülen şeyler değildir, ince işçilik ve sanatsal zarafetten dolayı birçok kez dönmek ve tekrar tekrar incelemek gerekir. Onu kıymetli kılan da belki bu unsurdur. Kur’an bin yıldan fazla zamandır kendisine dönüldüğü halde anlam zenginliği tanımlanıp bitmeyen ve herkesin kendince güzellikler ve anlamlar bulmaya devam ettiği, defaatle incelendiğinde daha farklı anlamı bulunabilen bir sanat abidesidir. Nice insan pek kıymetli eserler yazdıklarını düşünmüşlerdi ama değil bin yıl, üç yüz yıl geçmeden yazılan bu kitapların tarihe karıştığına vakıfız. Kur’an’a gelince, binlerce yıldır bitmeyen bir anlam denizi ile karşı karşıyayız.

KUR‘AN KONSERİ

Hiçbir Kur’an okuyucusu Kur’an metni üzerinde doğaçlama yapamaz. Metin bellidir ve yedi farklı okuma tekniği vardır. Bunlar peygamber Aleyhisselam döneminden bu yana gelen ve ezberlenip okunan, kayıt altında olan şeylerdir. Bizlerde genelde “Asım” kıraati ile Kur’an okunurken Mağrip'te “Verş” kıraati yaygındır. Aynı cümleler farklı farklı melodide seslendiriliyor. Aynı şarkıyı farklı müzik aletinde çalmak gibi bir şeydir bu. Kanunla çalan aşk şarkısı neşe verirken yaylı tambur meşk ile hüzün içerir. Anlam sesler içinde çoğalıyor. Kur’an aletlerin müziği değil, sesin müziğidir. Okunuş şekli belli olan bir kitaptır. Aslında metnin anlaşılması o musiki içerisinde de barınır. Tecvit kuralları dışında olan, farklı uzatmalar ve musiki makamlarından oluşan ses oyunlarına ya da bir kültürün makamlarına uygun okumalar bence doğru değildir. Kitap şiir gibi okunur ama bir konser değildir. Bir hafızın çıkıp şov yapacağı, sesine nağmeler vererek, Nihavent, Kürdîlihicazkâr, Uşşak, Saba vs. makamlara uyduracağı popüler bir metin değildir. Repertuara Kur’an ve Estetik eklenip şarkı gibi okunmamalıdır. Günümüz Kur’an okuma biçimleri artık ses şovuna gitmektedir. Anlam, içerik, akustik ve tecvit bu şovun içerisinde kaybolmakta, sadece ses müzikali halinde birkaç kişinin konserine dönmektedir. Hâlbuki Kur’an tecvit ile ağlayarak okunur. Peygamberimiz: “Kur’an okurken ağlayınız, ağlayamıyorsanız ağlıyor gibi yapınız.“ (sesi o moda getiriniz) buyurmaktadır. Basit bir dünyalık makam sahibinin hakimin, müdürün, vekilin önünde sesi titreyen, iki büklüm olan, meselesini anlatmakta bile acziyet yaşayan kulun, alemlerin yegane yaratıcısı, her şeyin maliki, din gününün, cennet ve cehennemin sahibi olan Allah’ın huzurunda kendisinin kelamını nasıl söylemesi gerekir? “Peygamberimiz Kur’an’ı yumuşak ve titrek bir sesle okurdu” (Buhari 5047) “Peygamberimiz bir sure okudu kimse ağlamadı, sonra dedi ki: 'Ağlayın! Ağlayamıyorsanız ağlıyor gibi yapın (huşu ve huzur içinde sonsuz ihtişam sahibinin karşısında olmaktan ve onun azametinden dolayı kalbinizi ayarlayın)”(İbn-iMace 1337) “Şayet biz bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirmiş olsa idik, onu Allah korkusundan titremiş ve paramparça olmuş görürdün”. (Haşr Suresi 21. Ayet) Taşlar bile etkileniyor, kalbi taşlaşan insan duyuyor ama işitmiyor. Ses ile nağme yapmaya kalkıyor. O halde illa Kur’an bir makamda dinlenecek ise ses konseri olan bir makamda değil Hüzzam gibi meselenin ağırlığını ve ciddiyetini hissettirecek bir makamda dinlenmelidir. Bütün kutsal metinler temel olarak sesli okuma metinleri olmasına karşılık okuma karakterleri bakımından farklılıklar arz eder. Allah’ın güçlü ipi, parlak ışığı olan Kur’an okumak kadar yüksek mevki az bulunur. Allah’ı seven Kur’an dinlemeyi ve okumayı sever. Konuşanı seven sözüne kulak verir. Ama kalbinde yaratıcıya düşmanlık duyan kelamdan ve sözden rahatsız olur.

KUR’AN’IN İCAZI

Bir bedevi ve bir Arap edebiyatçı aynı mekânda otururlar. Bedevi, edebiyatçıdan Cehennemin birçok insanı alacağını ve o genişlikte bir Cehennem alanı sunmasını ister. Edebiyatçı: -“Cehennem geniştir”,der. Bedevi: -“Cehennem geniştir” dedin ama genişlik bir sınırdır. Mesela bir milyon kişiyi alır ama iki milyon o genişlikte dar kalır. Daha geniş olduğunu ifade et.”, deyince, edebiyatçı: -“Cehennem çok geniştir”, der. Bedevi: - Çok geniş belki iki milyonu alır ama 3-4 milyona az gelir, daha da genişlet, der. Edebiyatçı: -“Cehennem hiç şüphesiz genişlik barındıran çok ama çok ziyadesi ile geniş bir yerdir.”, der. Bedevi daha da genişlik sun deyince, edebiyatçı daha fazla dayanamaz ve o da aynısını bedeviden talep eder. Bedevi tebessüm ederek cehennemin geniş olduğunu ifade eden ayeti okur. Ayet cehennemin genişliğini mekân bildiren bir cümle ile değil iki tane soru cümlesi ile açıklar. Cenabı Allah yaratılışın başından kıyamette kadar isyancı olan bütün insan ve cinleri aldıktan sonra Cehenneme sorar “Doldun mu?” Cevap yine bir sorudur, iki soru ile genişliği mükemmel ifade edilir “Daha var mı ya Rab?” Her cümlesi ile mükemmel bir anlatım. Bu kutsal kelamın kutsallığının anlaşılması için peygamberin Kur’an’ın indiği dönemlerde okuma yazma bilmiyor olması, ümmi olması, Kur’an adına atılacak yersiz iddialar adına önemli bir ölçüttür. Bu aynı Hz. İsa’nın babasız doğması gibi bir durumdur. Peygamberimiz okuma bilse bile şair değildi. İşte insanlık binlerce yıldır okuma biliyor ama bir benzerini yazamadılar, yazamayacaklar. Yüce Allah, okuyan herkesin dili vesilesi ile bizzat konuşmaktadır. Biz onun için dişlerimizi fırçalarız güzel kokular süreriz tertemiz bir şekilde abdestli vaziyette Kur’an’a yaklaşırız. Bazıları Kur’an’a abdestli dokunmakla ilgili hadis var ama ayet yok diye abdestsiz ellerine alıyorlar. Ayette geçen “Ona ancak temizler dokunur.” ayetinin muhatabının melekler olduğunu söylüyorlar. Kur’an ve Estetik Hadisi de kaynak olarak kabul etmesek bile tertemiz ve kutsal bir kitap, Allah’a ait olan bir söz, onu tertemiz olan melekler indiriyor ve muhatap dinen terminolojik olarak (abdestsiz) temiz olmadan eline alıp okuyor. Bu ancak ne okuduğunun farkında olmayan, hukuk kitabı gibi metinlerde hüküm arayan insanların işi olabilir. Bizler abdestsiz kitaba asla dokunamayız. Allah’ın şiarına ancak kalbinde takva olan insanlar saygı gösterir. Velhasıl anlatılacak çok mesele var ama sözler güzel olduğu için yazı güzelleşmez, bilakis güzelden bahsedildiği için sözler güzel olur… Şimdilik selametle…

Yazar

Fikret Şanlıbaba

0 Yorum:

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *