Yükleniyor
Yükleniyor
En son ne zaman bir korkunuzun adını yüksek sesle söylediniz? Çoğu zaman korkularımızı yenmeye çalışmıyoruz; onları saklamaya çalışıyoruz. Üzerini başarıyla, yoğunlukla, meşguliyetle örtüyoruz. Oysa korku, üzeri örtülünce kaybolmuyor. Sadece karanlıkta büyüyor.
Çocukken karanlıktan korkardım. O karanlığın içinde belirsiz şekiller, hayali gölgeler vardı. Işığı açınca hiçbirinin gerçek olmadığını görürdüm. Yıllar geçti; karanlık değişti. Bu kez ışığı anahtarla değil, cesaretle yakmak gerekiyordu. Topluluk önünde konuşma korkusu, hata yapma korkusu, reddedilme korkusu… Artık karanlık odamda değil, zihnimdeydi.
Mark Twain, “Cesaret korkunun yokluğu değil, ona rağmen ilerlemektir.” der. Belki de mesele tam olarak bu. Korkusuz olmak gibi bir hedefimiz yok aslında. Çünkü korku insani bir duygu. Tehlikeye karşı bizi koruyan doğal bir alarm sistemi. Ama bazen alarm, ortada yangın yokken çalmaya başlıyor. İşte o zaman yüzleşmek gerekiyor.
Yüzleşmek kulağa büyük ve dramatik bir eylem gibi geliyor. Oysa çoğu zaman küçük bir adımdır. Ertelediğin o telefon görüşmesini yapmak. Uzun zamandır hayalini kurduğun başvuruyu göndermek. “Ya olmazsa?” cümlesinin yanına bir de “Ya olursa?” ihtimalini koymak. Kahramanlık değil bu; sadece denemek. Adım atmak..
Korkularımızın kökenine indiğimizde çoğu zaman altında başka duygular buluruz: Yetersizlik hissi, sevilmeme endişesi, kontrolü kaybetme kaygısı… Carl Jung’un dediği gibi, insan gölgesiyle yüzleşmeden bütün olamaz. Gölgeyi yok edemeyiz ama onu tanıyabiliriz. Tanıdığımız şey, artık o kadar ürkütücü değildir.
Yüzleşmek her zaman ileri atılmak değildir. Bazen durup kabul etmektir. “Evet, korkuyorum” diyebilmektir. Çünkü inkâr edilen korku büyür; kabul edilen korku küçülür. Kimi zaman bir dostla konuşmak, kimi zaman profesyonel destek almak da yüzleşmenin bir parçasıdır. Güçlü görünmeye çalışmak değil, kırılganlığı sahiplenmek cesarettir.
Belki de hayat, korkularımızdan kaçtığımız kadar daralıyor. Erteledikçe alanımız küçülüyor. Oysa küçük bir adım attığımızda dünya biraz genişliyor. Karanlığa alışıyor gözlerimiz. Kalbimiz hızla çarpsa da, adım atabildiğimizi görüyoruz.
Korkularımız hiç olmayacak mı? Elbette olacak. Ama belki mesele korkusuz bir hayat kurmak değil; korkuya rağmen yaşayabildiğimiz bir hayat kurmaktır. Çünkü cesaret, korkunun bittiği yerde değil, başladığı yerde ortaya çıkar.
Çünkü insan, en çok kaçtığı yerde sıkışır. Kaçtıkça korkunun sınırları genişler; yüzleştikçe daralır. Bir sınavdan kaçarsınız, bir sonrakinde kaygı iki katına çıkar. Bir konuşmadan kaçarsınız, bir daha söz almak daha da zorlaşır. Oysa bir kez denediğinizde mükemmel olmasa bile zihniniz yeni bir kayıt açar: “Yapabildim.”
Korkularımız çoğu zaman geleceğe dair felaket senaryolarıyla beslenir. Zihnimiz, henüz yaşanmamış bir anın en kötü ihtimalini defalarca prova eder. O prova büyüdükçe cesaretimiz küçülür. Oysa gerçek hayat, zihnimizin yazdığı kadar dramatik değildir çoğu zaman. Yanılırız, utanırız, belki düşeriz. Ama dünya dönmeye devam eder. Ve biz sandığımız kadar kırılgan olmadığımızı fark ederiz.
Yüzleşmek bir anda hayatı değiştirmez. Büyük dönüşümler, küçük tekrarların sonucudur. Her gün biraz. Her seferinde biraz daha. Korkunun olduğu yere bilinçli bir adım atmak. Konfor alanının kenarında birkaç dakika daha kalabilmek. Kalbin hızlı atışına rağmen geri dönmemek.
Şunu da kabul etmek gerekir: Bazı korkularımız tamamen geçmeyecek. Sahneye çıkan biri her zaman az da olsa heyecan duyar. Yeni bir işe başlayan biri her zaman biraz tedirgindir. Sevdiğini kaybetme korkusu, sevmekten vazgeçmemizi sağlamaz. Demek ki mesele korkunun varlığı değil; onun hayatımızı yönetip yönetmediğidir.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur: “Bu korku beni koruyor mu, yoksa kısıtlıyor mu?” Eğer kısıtlıyorsa, artık kapıyı aralama vakti gelmiştir. Küçük bir aralık yeter. İçeri biraz ışık sızsın diye.
Karanlığa alışmak için tüm ışıkları yakmak gerekmez. Bazen tek bir adım yeter. Ve o adım atıldığında anlarız ki, korku sandığımız kadar güçlü değilmiş. Asıl güçlü olan, ona rağmen yürüyebilen yanımızmış.
Hayat, cesaret gösterdiğimiz anlarla genişler.
Belki de bugünün sorusu şu olmalı: Hangi korkunun üzerine, sadece bir adım atmaya hazırım?
Ayşe ALGÜN
26.02.26
0 Yorum:
Yorum Bırakın