Yükleniyor
Yükleniyor
Tam da düğün mevsiminin ortasındayız. Düğün hazırlıkları söz konusu olunca; düğün davetiyeleri, yüzükler, damat-gelin bohçaları, mendiller ve daha birçok yere isimler yazılır. İki gönül bir olunca, evlenmeye karar verince, aileler de bu iki ismi artık birlikte anmaya alıştırırlar kendilerini. Adeta bu iki evlenecek gencin adı “alın yazısı” olarak yazıldığı gibi Levh-i Mahfuz’ dan yere inmiş; gönüllerden nesnelere, yazılara geçmiş gibi dolaşır durur. Bu iki isim yan yana ne çok yerde yazılır değil mi? İlk evvela gençler flört ederken harfli bir kolyeye bürünür. Ya da kalpli bir kolyenin içine nakşedilir. Eski dönemlerde; bir mendilin ucuna el emeği ile işlenip, usulca bırakılan bir mektup gibi erkeğin göğüs cebine geçerdi. İstenen ve temenni edilen; dualara dökülen sözlere bir kulak versek ne derler acaba?: “Rabbim isimlerinizin birlikte yazıldığı sayfayı hiç silmesin! Kalplerinizden birbirinizin isimleri hiç gitmesin! Hafızanızdan, anılarınızdan isimleriniz hiç kaybolmasın! Sonsuza dek; eviniz bir, yuvanız bir, kalbiniz bir olsun. İsminiz hep birlikte anılsın!” Daha nice güzel dualara konu olan coşkulu ve iyi niyetli bir birlikteliktir evlilik.
Düğün hazırlıkları yapılırken; gençlerin adının yazılacağı işlere ne çok özen gösterilir. Hanımların adı; davetiyeden tutun da yemek masalarına, aile isimlerine, nikah defteri sayfalarına ve aile cüzdanlarına kadar hep önce yazılır. Düğün daha olmadan önce resmi işlemlerle beraber genç kızların soyadı değişir. Birçok yerde ona göre işlem yapılır. Pasaport, iş ile ilgili değişiklikler, soyadı değişikliği vs. ile birlikte küçük görünen ama sosyal olarak büyük değişiklikler olur. 2024,den sonra kadınların soyadı değişikliği zorunluluğu kalksa da bizim ülkemizde örfi olarak daha çok eşinin soyadı kullanılmakta. Bu konu başka sosyolojik platformlarda izlenmekle birlikte gerçek şu ki; evlenirken de boşanırken de resmi, isimsel değişiklikleri kadın yapmak durumunda kalır. Resmi belgeleri yeniden düzenler. Kültürel olarak erkek eşin isminde, pozisyonunda değişiklik zorunluluğu olmayabilir. Kadınlar evlilikle birlikte hem resmi hem de geleneksel olarak kendi ailesinin kütüğünden çıkıp, eşinin kütüğüne yazılır. Yani artık “eşinin nüfusuna geçer”. Bu geçiş güzel bir geçiştir, Eğer kalplere de” nüfuz etmiş”, gönülden gönüle de bir yazışma, bir yazısız anlaşma varsa bu nüfus çoğalarak güzelleşebilir. Adeta damat bey için: “Evime, gönlüme, aileme hoş geldin! İyi ki geldin. Sen gelince ben çoğaldım, ailem yeni bir evlat daha kazandı. Şimdi tastamam olduk.” demek için de bir semboldür. İşte o zaman eşlerin ismi daha sağlam bir yere yazılmaz mı? Birbiriyle anlaşan, severek evlenen çiftler uyum içinde, muhabbet içindeyse hep birlikte anılmaz mı? İkisinin isimleri de farketmeksizin aynı aileyi, aynı sülaleyi, aynı evi temsil etmez mi” “Fatma,lara gittik” “Ahmet,lerdeydik” derken hiç ayrım yapılmadan konuşulmaz mı?
Eskiden kapı zillerine, daire kapılarının yüzlerine erkeklerin adı yazılrdı sadece. Şimdilerde güzel bir uygulama olarak hanelerin gizli sultanlarının adı da yazılır oldu. En güzeli de “Ahmet- Ayşe… Ailesi(ya da soyadı)” yazılan bir de kenarına çiçek kondurulan kapıların ziline basarken daha bir hoşlukla beklemez miyiz açılmasını? Yani demem o ki, yazılarda bile isimleri beraber görmek hoşumuza giderken; çiftleri mutluluk içinde izlemek, muhabbetlerine tanık olmak herkese iyi gelir. Özendirici bir durum olur.
Bazen gençler daha flört ederken bile sevgililerinin adlarını dövme yaptırıp göğüslerine yazdırılar. Bu ateşli bir aşk döneminin acele verilmiş kararı gibidir.
Bu tarz hareketler romantik dönemde oldukları için genç kızların da hoşuna gidebilir. Lakin bu her zaman aşkın ispatı anlamına gelmeyebilir. Tam tersi patolojik ve takıntılı bir tutkunun, bağımlılığın sembolü halinde mühürlenmiş olur. “Ya benimsin ya kara toprağın” tarzının vücutlaşmış hali gibidir. Evlilik sonrasında da eşler; eşlerinin adını dövme şeklinde ellerine, parmaklarına yüzük gibi, görünen vücut bölgelerine yazdır. Bu en iyi niyetli haliyle derin bir bağlılığın ve aşkın ifadesi olabilir. Aidiyetin de güçlü bir ifadesi olabilir. Aşkı ve bağlılığı ölümsüzleştirmek niyeti de olabilir. Lakin aynı zamanda bazı kişiler için dövme aşırı sahiplenme dürtüsü olabilir. Ayrıca evlilikte bazı sorunlar olduğunda; güven ve sadakat sorunlarının üstünü örtmek için bir araç haline gelebilir. İlerde evlilik ya da ilişki bittiğinde dövmelerin fiziki olarak silinmesi bile zorken; onun hatırlattığı kalıcı, kötü anıların izi daha da acı gelebilir. Bu yüzden bu tür mühürlenmiş isim yazmalar önerilmez. Önemli olan akla yazılması ve gönüllere kazınmasıdır. Bu, tekrar tekrar hatırlanacak hakikattir.
Eşlerin ismi telefon rehberlerine yazılır: “Aşkım, gülüm, çiçeğim, evimin direği, başkan” vs. gibi. Ya da adların en süslü halleriyle “Ahmedim, Ayşem” gibi”. Bu da çok güzel değil mi? Adı ekranda çıktığında sevgiyle, merakla açılacak telefonlar, tatlı konuşmalar, güzel danışmalar eşliğinde birbirini gün içinde arayıp yoklayan eşlerin muhabbeti bambaşka olmaz mı? Haa bir de kontrol için, kıskançlık yüzünden, ya da emrivaki için, azar için aramalar vardır ki; zaten böylesi telefon konuşmalarının muhatabı sevgi kelimeleriyle kaydedilen eşler değildir.
Bazı eşler hayat arkadaşının adını olumsuz işlerde, olumsuz yerlere yazdırır. Nasıl yani diyeceksiniz. Şöyle ki genellikle ticaretle uğraşan eş, resmi işlemlerde hep karısının( ya da kocasının adını yazdırır. Kredilerin altına, borç senetlerinin altına, kefalet belgelerinin altına, sigorta işlemlerinin altına… ve dahi bir çok senet-sepetin imza kısmına haberi ve rızası olmadığı halde yazdırır. Bazen de eşini kandırarak, ikna ederek ya da iyi niyetini sömürerek onu nice zor durumlara düşürür. Kendisi de arazi olur tabiri caizse… Karısı ya da ortada kalan kocası da alacaklılarla, kanunlarla ve korkularla cebelleşir durur. Hatta birçok dolandırıcılık işine adı karıştırılmış olur ve de hikayenin sonunda hapsi boylar. Bu adların yazılması da hüzün getirir, ailelerin yıkılmasına, nice gözyaşlarına sebep olur.
Bazı eşlerin adı hayat arkadaşının hastane odasında refakatçi listesine yazılır. Büyük bir özenle, vefayla, özveriyle hastanede oda arkadaşı olur. Hastalığına, iyileşmesine tanık olur. Belki de amansız bir hastalığın sonunda eşinin adı cenaze işlemlerinde ölüm defterlerine yazılmak zorunda olur. Bu da hayatın cilvelerinden ve hakikatlerinden biridir. İsimler teke düşer ama birlik bozulmaz. Bu kez de kabirde bir mezar taşının üstüne yazılan isimle beraber sonsuza kadar bir dua, bir özleyiş, bir hayır kapısı olarak defterde isim kalır. Anılardaki eşin adı hayırla yededilir. Memnun bırakılmışsa hiç bitmeyen bir vefayla hep isim yaşatılır. Dillerden düşmez. Memnun etmeden gitmiş bir eşse de “Ölenin ardından konuşulmaz” edebiyle yaşananlar ailenin özel sicilinde kayıtlı kalır. Diller sessizce ve manidar bir şekilde konuşur.
Eşlerin adı bazen suç dosyalarında, kaçak listelerinde, borç listelerinde yazılır. Hüküm giymiş; “kader kurbanı” denilen listelere geçer. O zaman da eşler nasıl eşlik edebiliyorsa eder… Bazen de akademik ünvanlarla, mesleki ünvanlarla, bir kitaba yazar olur eşler; bir işin erbabı olur ve tabelalara yazılır. Becerileriyle, öğrettikleriyle öğretmen olur, hoca olur okullara yazılır, camilere yazılır, dost listelerine güvenle yazılır. O zaman eşlerin adı gururla anılır… Sevilsin ya da sevilmesin kimse eşinin isminden utanmak istemez. Onu rahatça belirtmek ister; rahatça soyadını, sülalesini, meşrebini, milliyetini herkese söyleyebilmek ister. Falancanın karısı, filancanın kocası olmaktan yüksünmez. Akrabaların içinde en sevilmeyen, hazzedilmeyen birinin eşi olarak yadedilsin istemez.
Düğünden önce, kınada eşler birbirinin adının başharfini ya da onun niyetiyle avucuna kınayı yakmak ister. Bu da güçlü ve güzel bir gelenektir. Kadimden gelen hoş bir semboldür. “Kaderleri de birlikte, güzel olsun; isimleri birbirine şifa olsun” der gibi kına tutsun istenir. Dilekler de kınayla beraber tutsun istenir.
Bazı şeyler sembolik olarak yapılsa da anlamları büyüktür. Biz isteriz ki; adların yan yana yazılması hayırlara vesile olsun. Eşinin adı hayattayken; bazen bir dükkanın tabelasına yazılsın. Eşinin hayal ettiği bir işyeri, bir ev, bir araba, bir niyet, bir gereç… ne olursa olsun hayal listesinden hayat listesine geçmiş olsun. Eşlerinin adını hoş sürprizlerle balonlara yazsın kişiler sevinçle bırakıversin güzel yıldönümlerinde. Bazen bir yer ayırtıp en özel masalara adını yazdırsın eşler. Anlamlı jestlerle, hazırlanan tatlı, danışıklı sürprizlerle eşinin suratına bir gülücük yazdırsın. Mümkünse boy boy sevgi mesajlarını bilboardlara, evlerin gizli köşelerine;
sabah işe giderken ihtiyaç listelerine, eşini karşılarken kapı içlerine yazsınlar isimlerini… sevgilerini… isteklerini…Sadece yazmasınlar; söylemekten de zevk alsınlar birbirlerinin isimlerini… Güzel sıfatlarla, güzel sevgi kelimeleriyle hitap etsinler birbirlerine. En önemlisi de bu hitaplara erişmek için kalplerinin en özel yerinde kayıtlı olsun adları. Telefonla aradığı hayat eşine hep “erişilebiliyor” olsun. Telefonda kolayca arayabiliyor olsun. Aranabiliyor olsun eşler… Yaşarken olduğu gibi vefat ettikten sonra da adları hayır çeşmelerine, su kuyularına, okullara, en güzel iyiliklerin başlarına yazılsın. Gönüllü ve hoşnut eşler devam ettirsin eşinin adını, adetlerini ve güzel aileyi. Yaşarken de ölürken de kolay vedalaşsın isimler, güzel karşılaşsın gönüller…
Sevgi ve muhabbet varsa; “o isimler”: “kocasının karısı…”, “Karısının kocası…” adıyla, şanıyla her yere yazılsın. Levh-i mahfuz,da(ilahi kayıtlarda) ve dahi kaderde yazılan “alınyazısı” olarak; sadece kağıtlara değil, asıl kalplere yazılsın. Ezelden yazılmışsa iki eşin adı; evlilikle taçlansın, bir ömür mutlulukla anılsın inşallah.
0 Yorum:
Yorum Bırakın