DEPREMLER OLUYOR BEYNİMDE


129 Görüntüleme

Sadece bedenimiz değil ,kalanlarımızın ruhları enkaz altında…

Canımız Haktan emanet bu aciz suretlere. Her yerimiz acı her yanımız gözyaşı. Nefes almaya korkar olduk, ciğerlerimizi doldurarak. Kaç gündür yaşadığımızı hissetmiyoruz. Duygularımız paramparça. Ne yana dönsek yıkılmış suretler, dağılmış yaşamlar karşılıyor. Ne yediğimiz yemediğin tadı içtiğimiz suyun lezzeti var damaklarda. Sadece hayatta kalmak için yaşıyormuşuz gibi. Kulağımız sonradan gelecek haberlere kilitlenmiş durumda. Her büyük olaylarda yaşandığı gibi payımıza düşenleri alabiliyor muyuz? Kaç defa dönüp kendimize bakıp çeki düzen verme ihtiyacı hissediyoruz?

Günlük hayatımız travmalar silsilesine dönüşmeye başladı. Her çözmeye çalıştığımızda daha çok üst üste geliyor. Uzun süredir devam eden her yıla bir felaket oluşumu artık sırada ne var diye düşündürüyor .Yangınlar,seller,virüsler,salgınlardepremler… derken hayat yarışında sürekli zorlu parkurları aşmaya çalışan yarışmacılar gibi hissetmeye başladık. Kendimizi evrenin en anlamsız boşluğuna atılmışçasına garip çaresiz, yetememe duygularıyla bocalarken buluyoruz. Sürekli suçluluk psikolojisi hakim. O insanlar evsiz barksız yurtsuzken biz sıcak evlerimizde evlatlarımız yanımızda bu konforu hakediyor muyuz diye sorgularken ,Elimizden geldiğince yardım yaptığımıza kanaat getirip ,vicdanlarımızı rahatlatıyoruz. Ekranları açtığımızda her acı hikayenin farklı bölümüne denk geliyoruz. Yeri geliyor mucizelere şahit oluyoruz. ’’Her canlı ölümü tadacaktır.’’ Ayetinin telkininde her ölümün farklı boyutlarda yaşanacağının da farkına varıyor insan. Bazen bir boşvermişlik içinde devam etmeye çalışırken hayatımıza ,bazen çocuklarımızın üst üste yaşamış olduğu travmaları düşününce panik olmuyor değiliz.Kibrit kutusu gibi üst üste yığılmış alanlardan kendimize yaşam payı çıkarmaya çalışıyoruz. Sarsıntı sonrasında kendimizi dışarı attığımızda daha çok korku enerjisi yayıyoruz evrene. O yüzden kabullenilmişlik içinde ne kadar uzaklaşsak ta dönüp dolaşıp geleceğimiz yer kürkçü dükkanı oluyor. Kendimizi Titanic filminde gemi batarken gemiyi terketmeyen müziğini icra etmeye devam eden  kemancılara benzetiyorum.  Acaba bendemi bir tuhaflık var korkmam mı gerekiyordüşüncesinde yorarken zihnimi sonradan olumlu telkinlerle yatıştırmaya çalışıyorum. Hayatın bize öğretileri zorlu mecralarla devam ediyor. Daha çok içe dönme özümüzü bulma eğilimi ağır basıyor. Günlük rutinlerimizin ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyoruz. İç dünyamızda aslında kimiz? Neden bunları yaşıyoruz? Bazen bilimin açıklayamayacağı gerçeklerle yüzleşirken çarpık yapılaşmanın da kurbanları oluyoruz. Gerekli önlemleri alıp sakin şekilde olayları karşılamamız gerekirken sürekli deprem uzmanlarını takip eder olduk. Her birinden gelen farklı açıklamalarla kafamız daha çok karışıyor. Neden bir fikir birliği yok ki? Her kafadan bir ses çıkıyor. Herkes jeoloji mühendisi deprem uzmanı oldu mübarek. Pandemide sağlık uzmanları bilirkişiler ne kadar çoğaldıysa her dönemin uzmanlarını ağzı olan konuşuyor hesabı daha da fazlaca ekranlarda görmeye başladık. Astrologlarla işbirliği halinde gezegenlerin durumu ruh analizleri yapılır oldu. Uykularımız bölük pörçük. Bilinçaltımızda acaba tekrar sarsınlar devam edecek mi ? Daha şiddetlisi olur mu soruları? Kısacası emanet bedenlerde emanet bir hayatı yaşıyoruz. Her şey anlık…pamuk ipliğine bağlı..Sadece ayetlerin ferahlatıcı huzuruna bırakıyoruz kendimizi Allaha adanan bir ruhla…

“Onlar inanmışlar, kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur. “ Ra'd Suresi; 28. Ayet

Yazar

Ayşe Coşkun Algün

0 Yorum:

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *